26 Ocak 2016 Salı

David Bowie




Çok güzel değil mi..
Çok güzel..
Dünya'ya düşen adamın güzelliği..
Dünya'yı satan adamın güzelliği..
Farklı olmanın güzelliği..
Yeniliğin, özgünlüğün güzelliği..
Seni anmadan geçemezdim,
Çok güzelsin David Bowie..

The Bad Seed (1956)


The Bad Seed; günümüzde tekrarlanmaktan üzeri aşınmış bir konuyu ele aldığından bugünden bakıldığında klişe bir film olarak görülebilir; ancak izlediğinizde siz de fark edeceksiniz ki ufak nüansları ve sonuç değil neden merkezli konusu ile türevlerinden ayrılıyor. Bahsettiğimiz tema; "şeytan/kötü çocuk" Benzer konulu filmlerden aşina olduğumuz konu işleyişi sebep üzerinde durmaktan ziyade çocuğun ebeveyne ve izleyiciye yaşattığı tedirginlik olur.

The Bad Seed sadece bu rahatsızlık üzerinden ilerlemek yerine kötülüğün sebebini merak eden bir film. Kötülük çocuğa öğretilen bir olgu mudur yoksa kalıtımsal/doğuştan mı gelir?  Bana sinemayı sevdiren; sorular sorduran, düşündüren, risk alan filmler. Sırtını herkesin seveceği ve empati kurabileceği karakter ve hikayelere dayandırma kolaylığına kaçmadan, en masum varlık olan "çocuk" üzerinde "kötülük" sorgulaması yapabilmesi şahsen en takdir ettiğim yanı. Film ile ilgili tek şikayetim; keşke film cesaretini yükselen final sonrasını kapanışını yaparak taçlandırabilseydi, devamındaki 10 dakika ortamı yumuşatmak için eklenmiş gibi hissettirdi bana..